Bismillahirrahmanirrahim
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ’ya mahsustur. Salât ve selâm, doğruluğun timsali, güvenilirliğin en yüce örneği olan Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (sallallahu aleyhi ve sellem), âline, ashabına ve kıyamete kadar onun izinden giden müminlerin üzerine olsun.
İnsan, yaratıldığı günden beri hak ile bâtılın, iman ile küfrün, doğruluk ile yalanın arasında bir imtihan yaşamaktadır. Bu imtihanın merkezi ise kalptir. Çünkü kalp, insanın bütün amellerini yönlendiren manevî merkezdir. Kalp Allah’a yönelirse beden de hayra yönelir; kalp dünyaya ve nefsin arzularına teslim olursa insan, Allah muhafaza, haktan uzaklaşır.
Bu hakikati Sultan Muhammed Saki Hazretleri şu hikmetli sözüyle ne güzel ifade buyurmaktadır:
“Bir kişinin kalbinde aynı anda iman ile küfür, doğruluk ile yalancılık, hıyanet ile emanet bir arada bulunmaz.”
Bu söz, sadece bir nasihat değil; Kur’ân-ı Kerîm’in ve Resûlullah Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) öğrettiği İslâm ahlâkının özüdür.
Kalbin Gerçek Zenginliği İmandır
Allah Teâlâ, kullarının dış görünüşüne değil, kalplerine ve amellerine bakmaktadır. Kalp imanla dolarsa, dil doğruluk söyler, göz harama bakmaz, el haksızlığa uzanmaz ve insan emanete ihanet etmez.
Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe Sûresi, 119)
Doğruluk, imanın meyvesidir. Yalan ise nifakın kapısını aralar. Bir mümin, zor durumda kalsa bile doğruluktan ayrılmaz. Çünkü bilir ki Allah’ın rızası, insanların geçici menfaatlerinden daha değerlidir.
Emanet, İmanın Alametidir
Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder.” (Nisâ Sûresi, 58)
Emanet sadece mal değildir. Verilen söz, aile, evlat, makam, ilim, vakit ve hatta bedenimiz bile Allah’ın bize emanetidir.
Emanete riayet eden kimse, Allah katında makbul kullardandır. Hıyanet ise güveni yıkan, kardeşliği zedeleyen ve kalbi karartan büyük bir günahtır.
Yalan ve Hıyanet Müminin Sıfatı Değildir
Resûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz ve kendisine emanet edildiğinde hıyanet eder.” (Buhârî, Müslim)
Bu hadis-i şerif, yalan ve hıyanetin mümin ahlâkıyla bağdaşmadığını açıkça göstermektedir.
Sultan Muhammed Saki Hazretleri’nin hikmetli sözü de aynı hakikati bizlere hatırlatmaktadır. İman ile hıyanet, doğruluk ile yalancılık aynı kalpte sürekli barınamaz. Kul ya nefsini takip eder ya da Rabbinin rızasını.
Mümin Daima Muhasebe Hâlindedir
Akıllı mümin her gün kendisini sorgular:
- Bugün doğru konuştum mu?
Bana verilen emaneti korudum mu?
Kimsenin hakkına girdim mi?
Allah’ın razı olmayacağı bir davranışta bulundum mu?
Bu muhasebe, insanı manevî olarak olgunlaştırır. Çünkü gerçek kurtuluş, nefsi hesaba çekmekle mümkündür.
Sonuç
Sultan Muhammed Saki Hazretleri’nin bu hikmetli sözü, her mümin için bir hayat düsturudur. Kalbimizi imanla süslemek, dilimizi doğrulukla korumak ve üzerimizdeki bütün emanetlere sahip çıkmak, Rabbimizin bizlerden istediği kulluğun temel esaslarındandır.
Rabbimiz bizleri doğruluktan ayrılmayan, emanete riayet eden, kalbini iman nuru ile süsleyen ve Resûlullah Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine sımsıkı sarılan salih kullarından eylesin.
Âmin yâ Rabbi’l-âlemîn.




