“Davası olmayan adamın menfaat davası olur. Davası menfaat olan adam ise menfaati için her şeyi yapar.”
— Şeyh Seyyid Sultan Muhammed Saki Elhüseynî (Kuddise Sirruhu)
İnsan, hayatı boyunca bir yol seçer. Kimi nefsinin peşinden gider, kimi makamın ve servetin ardına düşer; kimi ise Allah’ın rızasını kazanmayı hayatının en büyük gayesi edinir. İşte insanın gerçek değeri, hangi davaya gönül verdiğiyle ortaya çıkar.
Hak davası; şöhret kazanmak, insanların alkışını toplamak veya dünya menfaati elde etmek değildir. Hak davası, Allah’ın rızasını her şeyin üzerinde tutmak, Kur’an ve Sünnet’e sarılmak, doğruluk, ihlas ve takva üzere yaşamaktır.
Menfaat merkezli bir hayat ise insanı zamanla hakikatten uzaklaştırır. Menfaat için kurulan dostluklar menfaat bitince sona erer. Menfaat için söylenen sözler, kalpten değil hesaptan çıkar. Böyle bir hayat huzur değil, sürekli kaybetme korkusu getirir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Kim dünya kazancını isterse, ona dünyadan veririz; fakat ahirette onun hiçbir nasibi yoktur.” (Şûrâ, 42/20)
Mümin, davasını Allah için taşır. Çünkü bilir ki dünya fanidir; makam da servet de alkış da bir gün sona erecektir. Bâki olan yalnızca ihlasla yapılan salih amellerdir.
Şeyh Seyyid Sultan Muhammed Saki Elhüseynî Hazretleri’nin bu hikmetli sözü, müminin hayat ölçüsünü bizlere hatırlatmaktadır: Davamız menfaat değil, Allah’ın rızası olmalıdır. O zaman attığımız her adım ibadete, çektiğimiz her sıkıntı ecir ve rahmete dönüşecektir.
Rabbimiz bizleri nefsinin değil, Hak yolunun yolcusu olan kullarından eylesin. Davamızı ihlasla muhafaza etmeyi, menfaatin değil hakikatin peşinden yürümeyi hepimize nasip eylesin. Âmin.




