Hak olan adalet ilâhî adalettir. Gayrısı rezalet, akıbeti ise nedamettir.”
— Şeyh Seyyid Muhammed Saki el-Hüseynî Kuddise Sirruhû
İnsanlık tarihi boyunca adalet, toplumların ayakta kalmasını sağlayan en büyük temel olmuştur. Fakat gerçek adalet, insanların heva ve heveslerine göre şekillenen değil; Allah Teâlâ’nın koyduğu hak ölçülerine dayanan adalettir. Çünkü beşer şaşar, nefsiyle hükmeder; Rabbimizin hükmü ise asla şaşmaz.
Bugün dünyada zulmün, haksızlığın ve fitnenin çoğalmasının en büyük sebebi, ilâhî adaletin yerine nefsânî ve menfaat merkezli anlayışların geçirilmesidir. İnsan kendi çıkarını hakikatin önüne koyduğunda adalet kaybolur; adalet kaybolduğunda ise huzur, güven ve bereket de kaybolur.
Mümin bilir ki; Allah’ın emrettiği hakka sarılmak bazen nefse ağır gelse de sonu selâmettir. Haksızlık ise ilk anda kazanç gibi görünse bile sonunda pişmanlık, rezalet ve ilâhî hesap vardır. Zira Allah Teâlâ mazlumun ahını işitir, zalimin ise mühletini uzatsa da asla ihmal etmez.
Tasavvuf büyükleri, nefsi terbiye etmeden gerçek adaletin tesis edilemeyeceğini ifade etmişlerdir. Önce insan kendi kalbinde adaleti kurmalı; diliyle, eliyle ve davranışlarıyla hakkı gözetmelidir. Kendi nefsine karşı adaletli olamayanın başkalarına karşı adaletli olması mümkün değildir.
Rabbimiz bizleri hakkı hak bilip ona tabi olanlardan, batılı batıl bilip ondan uzak duranlardan eylesin. Kalplerimizi ilâhî adaletin nuruyla aydınlatsın; bizleri zulümden, haksızlıktan ve nefsin aldatıcı hükümlerinden muhafaza buyursun.
“Çünkü hak ile hükmeden kazanır; zulüm ile hükmeden ise er veya geç pişman olur.” 🤲




