Kalbin doğruluğu, amelin değerini belirler; samimiyet olmadan yapılan iş, görünüşte güzel olsa da hakikatte eksik kalır.
Hak yolunda yürümek, dış görünüşten önce kalpte başlar. Çünkü insanın asıl yönünü belirleyen şey, yaptığı işin büyüklüğü değil, o işe hangi niyetle yöneldiğidir. Niyet; kalbin azmi, yönelişi ve kararının adıdır. Bir iş, Allah rızası için yapılırsa bereket bulur; gösteriş, menfaat veya nefsin arzusu için yapılırsa özünü kaybeder.
İslam terbiyesinde niyet, amelden önce gelir. Nice küçük amel vardır ki samimi bir niyetle büyür, nice büyük görünen iş vardır ki ihlassız olduğu için değer kazanmaz. Bu sebeple büyükler, insanın önce kalbini düzeltmesi gerektiğini söylemişlerdir. Çünkü Allah Teâlâ kulun yalnız dışına değil, kalbindeki yönelişe de bakar.
Peygamber Efendimiz’in bildirdiği üzere, ameller niyetlere göredir. Herkes, niyet ettiği şeyin karşılığını bulur. Bu ölçü, yalnız ibadetler için değil; günlük hayatın tamamı için geçerlidir. Çalışmak, ilim öğrenmek, hizmet etmek, insanlara faydalı olmak, aile geçindirmek, iyiliğe vesile olmak… Bütün bunlar güzel bir niyetle ibadete dönüşebilir. Aynı şekilde, hayırlı görünen bir iş de yanlış niyet sebebiyle manevî değerini kaybedebilir.
Niyetin güzelliği, samimiyetle ortaya çıkar. Samimiyet ise hayrın anahtarıdır. Kalbinde Allah rızası taşıyan kimse, yaptığı işi gösteriş için değil, kulluk şuuruyla yapar. Böyle biri az iş yapsa da faydasını görür. Çünkü asıl bereketi veren, amelin dış şekli değil; ihlas ve sadakattir.
Büyük zatlar, manevi terbiyede geri kalmanın çoğu zaman niyet bozukluğundan kaynaklandığını ifade etmişlerdir. İnsan bazen hayırlı bir yola girer; fakat kalbinde dünya menfaati, övgü arzusu veya nefse pay ayırma düşüncesi varsa, yolculuğu ağırlaşır. Oysa kul, “Allah’ım, ben bunu yalnız Senin rızan için yapıyorum” diyebilirse, yaptığı işte nur ve huzur bulur.
Günlük hayatımızda da niyetin tesiri büyüktür. Sabah işine giden bir insan, helal rızık kazanmayı, ailesine faydalı olmayı ve harama düşmemeyi niyet ederse, onun çalışması da kulluk olur. Bir öğrenci ilmini faydalı olmak için öğrenirse, ilmi bereketlenir. Bir anne-baba evladını Allah’a güzel kul olsun diye yetiştirirse, çektiği zahmet sevaba dönüşür. Demek ki niyet, sıradan görünen işleri bile manevî kıymete ulaştıran gizli bir cevherdir.
Kötü niyet ise hayrı gölgeler. Sadece insanların övgüsünü kazanmak, makam elde etmek, nefsini büyütmek veya menfaat sağlamak için yapılan işler, dışarıdan güzel görünse de kalpte ağırlık bırakır. Böyle bir hâlde insan yaptığı işten hakiki huzur bulamaz. Çünkü Allah rızası bulunmayan bir gayret, insanı yorar ama diriltmez.
Mümin için asıl yol, niyetini sık sık gözden geçirmektir. “Ben bunu niçin yapıyorum?” sorusu, manevî terbiyenin temel sorularındandır. Kalp bu soruya dürüstçe cevap verdiğinde, insan hem yanlışını fark eder hem de kendini düzeltme fırsatı bulur. Niyet düzelince amel de güzelleşir; niyet bozulunca en güzel iş bile eksik kalır.
İhlaslı kul, yaptığı hayrı büyütmeye değil, niyetini temiz tutmaya çalışır. Çünkü bilir ki az ama samimi bir amel, çok ama dağınık bir amelden daha kıymetlidir. Nitekim bir mümin iyi bir işe niyet etse, imkân bulamasa bile bundan sevap kazanır. Bu da Allah Teâlâ’nın kullarına olan rahmetinin ayrı bir tecellisidir.
Sonuç olarak, manevi terbiyenin temeli niyettir. Niyet, kulun yönünü belirler; ihlas ise o yönü sağlamlaştırır. Kalbini Allah’a çeviren kimse, az işte çok bereket görür. Niyetini nefsine, dünyaya ve gösterişe bırakan ise çok iş yapsa da aradığı huzuru bulamaz. Rabbimiz bizlere temiz niyet, sahih amel ve ihlas üzere bir ömür nasip eylesin.